< Kitabı okuduysanız bu şarkıyı dinleyerek okuyun bence yazımı.
Bakalım tanıdık gelecek mi? >
Hayatın Kıyısında (All The Bright Places)
Jennifer Niven
Goodreads Puanı: 4.2/5
Benim Puanım: 5/10
Gençlik kitaplarını sevdiğimi daha önce mutlaka söylemişimdir. Gerçekten seviyorum, ciddi meseleler hakkında değil de ufak meseleler hakkında bir şeyler anlatma çabalarını ve insanı yormayan dillerini... Boş ve manasız olmayan her tür gençlik kitabını alır, okur, post-itler, tekrar okurum. Seviyorum kısaca işte.
Hayatın Kıyısında böyle kitaplardan biri, "genç yetişkin" kitabı olarak anılanlardan. Çıktığından ve tumblr'da insanları çıldırttığından bu yana çevrilsin de okuyalım diye beklediğim, spoiler almamak için bir taraflarımı yırttığım bir kitap. O kadar merak etmiştim ki ingilizce okuma teşebbüsüm bile olmuştu ama e-book olayına o zamanlar kıl olduğumdan (hala biraz kıl sayılırım) bırakıp bekleme kararı almıştım.
Konusunu bile bilmeden ama seveceğime yürekten inanarak bekledim bu kitabı.
Kitap uzun sayfalar boyunca bir türlü isimlendiremediğimiz bir rahatsızlığı olan Finch ve en yakın arkadaşı olan ablasını bir trafik kazası sonucu yeni kaybetmiş Violet'i anlatıyor. Violet için yaşamak artık anlamsız, sürekli neden burada olduğunu sorguluyor. Finch içinse yaşamak anlamlı, burada olmak önemli ama yine de ölmenin nasıl bir şey olduğunu merak ediyor. Korkmayın bunlar spoiler değil, daha ilk sayfalarda iki karakterin de bu tavırları belli zaten.
Öncelikle övgülerimi dizmek istiyorum. Sonra eleştireceğim ve neden koca bir beş puan kırdığımdan bahsedeceğim.
Kitabı sanıyorum son 60 sayfasına dek çok ama çok severek okudum. İlk yüz sayfası benim için "Ama bir yere varacak mıyız? Ne olur varalım!" diye yalvarmakla geçti. Sonraki yüz elli- iki yüz sayfayı çok severek okudum, cümleler içime işledi, post-itlerim tükendi, biraz ağladım, biraz güldüm, çığlıklar attım. Bu iki yüz sayfanın sonuna yaklaşırken "Lütfen düşündüklerim olmasın." demeye başlamıştım bile. Sonra tabii ki düşündüklerim oldu ve kitabı okurken hayatım aniden siyah beyaza döndü.
Kısacası bu övgülerim tümüyle ilk 300 sayfaya geliyor.
Öncelikle yazarın dili. Aman Allah'ım. Yanlış anlamayın, kitap okumayı çok seven biri olarak okuduğum o klasikleri, onca harika kitabı düşününce yazarın dili insana Aman Allah'ım dedirtecek bir dil değil aslında. Ama bir gençlik kitabında beklediğim dilden çok, çok yukarıda. Vermeye çalıştığı duyguları ki bence bu duygular hiç de basit duygular değildi, anlatması zordu, öyle güzel vermişti ki. Zaten alıntılar da yazacağım, merak ederseniz okuyabilirsiniz. Kısacası dili beni benden aldı, gerçekten çok sevdim.
Kurgu. Puanı kırmama neden olan mevzu dışında kurguyu da çok sevdim. Sevmediğim bazı detaylar olsa da bunların spoiler vermeye değer detaylar olduğunu düşünmüyorum.
Karakterler. Finch'i kitabın ortalarına dek çok ortalama bir karakter olarak görsem de sonra çok sevdim, çok sevdim. Neden çok sevdiğimi duygusal açıdan anlatamam ama teknik açıdan çok iyi düşünülmüş bir karakter olduğunu söyleyebilirim; yani tavırları, düşünceleri, sorunları yahut mutluluklarını yazar öylesine yazmamış sanki, hikayesine uydurmuş. Eskiden şöyle şöyle olduğu için şimdi bu çocuk böyle hissediyor diyip onunla aynı şeyleri aynen hissediyorsunuz. Aynı şeyler Violet için de geçerli. Finch'ten daha basit bir karakter olsa da onun da her şeyiyle düşünülerek, etraflıca oluşturulan bir karakter olduğuna inanıyorum. Ki kitabın varı yoğu bu iki karakter olduğu için sanıyorum bu önemli bir detay, kitabı sevmek için önemli bir sebep.
Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, genelde çok eleştiririm ama bu kitabın çevirisini beğendim. Beğendim beğenmesine ama All The Bright Places'i "Hayatın Kıyısında" diye çevirmek nedir, biri bana açıklasın. Nedir yani? Tüm O Işıltılı Diyarlar, Işıltılı Diyarlar falan diye çeviremediniz mi, olmadı mı? Üzdünüz.
Beş puanın alayını son 100 sayfadan falan kırdım söylediğim gibi. Bu yüzden tam olarak eleştiremeyeceğim spoiler vermeyeceğim bu kısımda ama şunu söyleyeyim; bazı kurgular vardır, tüm kitabı ya kurtarır ya batırırsınız. Bu son bu kitabı benim gözümde batırdı, üzgünüm. Çok başka şeyler olmalıydı, onu spoilerlı kısımda anlatacağım. Eğer kitabı okuduysanız oraya beklerim. Alıntıları yazıp spoilerlı kısımla son vereceğim yazıma.
"Rengarenksin bir rengin içinde, tüm parlaklığınla."
"Bizim evde termometreyi dilinin altına yerleştirerek ölçemediğin hiçbir rahatsızlık hastalıktan sayılmaz."
"Bu, ellerim ellerine, bacaklarım bacaklarına dönüşene kadar bedenimi bana sormaksızın ödünç almaya çalışarak sinsice tenimin altına sızan karanlığa rağmen uyanık kalma çabasıyla çektiğim acıyı andırıyordu."
"Kusurluyum ve beni kimse onaramaz. Denedim. Hala da deniyorum. Kimseyi sevemiyorum çünkü bu, sevgime karşılık verenlere haksızlık olur."
"Bir akciğer veya kan hastalığı yerine ruhsal bozukluğu olduğu için belli ki hepsinin kabullendikleri ve utanç verici gördükleri bu damgadan uzaklaşmak istiyorum. "Ben obsesif-kompülsifim." "Depresyondayım." "Jiletçiyim." diyorlardı; sanki onları tanımlayan şey bunlarmış gibi. Hele çocuğun tekinde DEHB, OKB, SKB, bipolar yetmezmiş gibi, bir tür anksiyete bozukluğu da vardı. Bense SKB'nin açılımını bile bilmiyordum. Aralarında yalnızca Theodore Finch olan bir bendim."
"Bir şarkı kalıcıysa onu içinde taşırsın."
"Gelecek belirsizdi ama bu aynı zamanda iyi bir şey de olabilirdi."
"Bazen bacı şeyler gerçek olmasa bile biz öyleymiş gibi hissederiz, Ultraviyole."
"Senin sözcüklerin de bir yerlerde yazılmayı bekliyor."
- YAZININ KALANI SPOİLER İÇERİR. -
Eveeet, gelelim fasulyenin faydalarına.
Çok kısa tutacağım bu kısmı.
Finch'in bipolar olduğunu idrak ettikten sonra kitaba resmen intihar etmemesi için yalvardım. Şayet bu kitap 30-40 yaşlarındaki insanlara hitap etseydi o zaman bu intiharın önyargıları kırmak için olduğunu kabullenebilirdim. Kitap büyüklere, ruhsal bozukluğu olan insanlara farklı davranmanın, onları damgalamanın, biraz bile garip olan insanlara kötü bir gözle bakmanın veyahut onları umursamamanın ne kadar kötü bir şey olduğunu ve ne sonuçlar doğuracağını anlatabilirdi.
Ama o yaşlardaki insanlar bu kitaba bakıp "Hah. Ergen kitabı." diyecek.
Bu kitabı 13-25 yaş aralığındaki insanlar okur diye tahmin ediyorum, hedef kitle bu. Hedef kitlenin böyle küçük yaşlar olduğu bir kitabın sonununsa böyle bitmesini reddediyorum. Bu yaştaki insanlara yapılmaması gereken yanlışları değil, yapılması gereken doğruları anlatmalısınız. Violet'in Finch'i bulması, onu çok sevdiğini söylemesi, bipolar olmasının hiçbir şeyi değiştirmediğini, onu gözlerinde farklı bir Finch haline gitirmediğini, onu bu haliyle sevdiğini ama Finch'in acı çekmesini de istemediğini söylemesi çok zor değildi. Hiç zor değildi.
Bir karakterin ölümü kitaba mana katıyorsa, kurgu için gerekliyse asla mızırdanmam.
Ama bu kitapta bu ölüm bizlere ne anlattı? Bipolarsanız iyileşemezsiniz mi? İntihara meyilliyseniz sizi kimse kurtaramaz mı? Elbet bir gün intihar edersiniz mi?
Söylediğim gibi, bu tamamen okuyucu kitlesiyle alakalı bir şey. Gençlerin zaten ruhsal bozukluklara yeteri kadar eğilimli oldukları ve ihmal edildikleri günümüzde onlara bu korkunç gerçekliği anlatmaya değil, umudu ve çıkar yolları anlatmaya gerek olduğuna inanıyorum.
Bu yüzden kitabın sonu benim için bir anda her şeyi anlamsız kıldı. Bir anda.
Beş puanın belki de dördünü sırf son yüzünden kırdım diyebilirsiniz.
İşte böyle... 2017'nin ilk kitabı kalbimi parçalara ayırdı, kırdı geçirdi.
Ama keşke böyle bitmeseydi.
Sizi seviyorum, görüşmek üzere.



