30 Nisan 2016 Cumartesi

Rainbow Rowell - SSS



Selam canlarım! Bu blog yazım birazcık farklı bir yazı olacak. Hemen açıklayayım.
Şayet instagramımı takip ediyorsanız biliyorsunuzdur ki Eleanor & Park bittikten sonra kitaba hasta olup bağrıma basmıştım. İşte, kitap bittikten sonra derhal internetten yazarı, diğer kitaplarını araştırmaya koyuldum elbette. Bu esnada, yazarın sitesinde dolaşırken Sık Sorulan Sorular kısmına denk geldim ve sorular ile cevapları çok hoşuma gitti. Dedim ki bunu çevirmeliyim ve herkes okumalı.

Böyle düşünmemin en önemli sebebi E & P'ın sonunu beğenmeyen birçok insanın da olduğunu bilmem. Ama ben beğenmiştim, hele de Rainbow'un bir soruya verdiği yanıttan sonra daha çok bağrıma basmıştım. İşte bu yüzden herkes okusun istedim.

SSS bölümündeki her şeyi çevirmedim çünkü Fangirl ile ilgili sorular da vardı ve çoğumuz Türkçesini bekliyoruz kitabın. Sorulara bazı referanslarla cevap vermiş, onların Rainbow'a ait blog yazısı olanlarını aynen ekledim ANCAK başka sitelere, haberlere yönlendiren bağlantıları çıkardım, bilmenizi isterim.

Çeviriyi elbette elimden geldiğince yaptım, profesyonel olmadığımı unutmayınız.

Ayrıca bu yazı hoşunuza giderse, E & P ile ilgili blog yazılarını da müsait bir zamanımda çevirebilirim belki.

Ayrıca yazının orijinaline ve tamamına, yani Rainbow Rowel'in SSS'sine ŞURADAN ulaşabilirsiniz.

Şimdi en önemli mevzuya gelelim.

DİKKAT!
YAZININ BUNDAN SONRASI ELEANOR & PARK SPOILER'I İÇERİR.

*
Rainbow gerçek adınız mı?
Evet.
Hayır, cidden - nüfus cüzdanınızda o mu yazıyor?
Evet.
Eleanor & Park'ın sonundaki üç kelime* neydi?
Seni. Sonra. Koklarım.
Eleanor  & Park'a devam hikayesi yazacak mısınız?
Emin değilim. Hep yazarım diye düşündüm- Eleanor & Park'ı bitirdiğim anda başlıyordum neredeyse. Şimdi keşke yazsaymışım diyor gibiyim. Kitabın başarısı devam hikayesi yazma olasılığını göz korkutucu kıldı. Karakterleri sahiden seven okuyucuları hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum. (Kendimi Jar-Jar Binks**lemek istemem!) Ve biliyorum ki birilerini hayal kırıklığına uğratırım! Herkesin umutlarına ve hayallerine uyan bir devam hikayesi yazmak imkansız olur.   

Üç kelime ne?
Bir. İş. Bul.
Herhangi bir kitabınız film olacak mı?
Şimdiye kadar yalnızca Eleanor & Park bir seçenek oldu. Senaryonun ilk taslağını ben yazdım, şu an itibariyle film yol almaya devam ediyor. Lütfen her şeyin bir araya gelmesi ve sahiden gerçekleşmesi için şans dileyin!
 Eleanor'un ailesine ne oldu? Ve kedisine?
Eleanor'un annesi ve kardeşlerinin hepsi Minnesota'ya taşındı. Bu, Park'ın, Richie orada olsa da tüm çocukların gittiğini fark ettiği zamana denk düşüyor. Elbette, kediyi de götürdüler.Saint Paul'de oldukça mutlu ve bir kedi için alışılmadık bir şekilde uzun bir yaşam sürüyor.
Eleanor gerçekten kilolu mu?
Bunun hakkında bir blog yazısı yazdım, buradan okuyabilirsiniz. Kısa cevap: Evet.
Park'ı neden Koreli yaptınız?
Bu kitabı yazarken kasten düşünmediğim bir şeydi. Karakterler aklıma neredeyse tamamen şekillenmiş bir halde geliyorlar. Fakat okuyucular neden Park'ı kendi ırkımdan farklı yazdığımı sorduklarında, nedenini çözmeye çalıştım. Eleanor Park'ı yayınladıktan sonra bunun hakkında bir blogyazısı yazdım.
O ÜÇ KELİME NE?????????????????
Pekala, bak. O üç kelimeyi anneme bile söylemedim. Ama birkaç dakikalığına konuşalım bunu.
Eleanor & Park'a başladığımda, son satırın ne olacağını hep biliyordum. Eleanor'un Park'a kartpostal yollayacağını biliyordum ve o kartpostal da "üç kelime uzunluğunda" olacaktı.
Ve okuyucuların o üç kelimenin "Seni seviyorum." olduğunu farzedeceklerini de biliyordum. Okuyucuların öyle varsaymasını istiyorum. Bu çok bariz bir cevap -mutlu bir cevap. Eleanor sonunda "Seni seviyorum." dese sevimli olmaz mıydı?
Ancak ben o yorumu doğrulayamıyorum. Veya kartpostal için kesin bir şey söyleyemiyorum- bundan öte, ben, Eleanor'un umu tvadeden bir şey yazdığını düşünüyorum. Park umut vadeden bir karşılık veriyor. Yatağında doğruluyor, gülümsüyor, yüreğindeki ağır bir şeyin kanatlanarak uçtuğunu hissediyor. Bu bana umut gibi geldi.
Böyle konuştuğumda insanlar deliriyor: Karakterlerin kendi zihinleri varmış gibi, ben de yalnızca okuduklarıma dayanarak onların eylemlerine yorum getiriyorum. Eleanor ve Park'ı ben oluşturdum! Size, aşikar bir şekilde, kartpostalda ne yazdığını söyleyebilmem lazım. Fakat aralarındaki o anla ilgili bir şeyler var...
Bu, kitabın sonu ve bizler karakterleri terk etmeye hazırlanıyoruz. Hikayeleri, yeniden onlara ait olmak üzere. (Karakterlerin, siz kitabı kapattıktan sonra da yaşadıklarını düşünürseniz; ben düşünüyorum.) Demem o ki biz geri çekiliyoruz, onlar da özel bir an yaşıyor. Ve postalarını okumak yanlış hissettiriyor işte.
Biliyorum! Bunu söylemem çılgınlık! 300 sayfadır tepelerindeydik, ve bu bir kartpostal- postanedeki herkes muhtemelen okudu. Ama o anda, yazar olarak okumak doğru gelmedi, yahut paylaşmak.
Kartpostalla ilgili bilinmesi gereken önemli unsur, onu Eleanor gönderdi. Tüm korkularını, kaygılarını, tehlikeli olabileceği hissini bir kenara koyup Park'a ulaştı. Ona, onu gülümseten ve yüreğindeki ağır bir şeyin kanatlanarak uçmasını sağlayan bir şey yolladı.
Okuyucular bana sık sık -üç kelimeyi sorduktan sonra- neden kitabı böyle bitirme kararı aldığımı soruyor. Neden Eleanor & Park'a mutlu bir son vermedim?
Bence onlara mutlu bir son verdim.
Demek istediğim, tam bir son olmadığını biliyorum; düğün çanları ve günbatımları yok. Bu iki insan için bir son değil bu. Yalnızca biz onları bırakıyoruz.
Ama 17 yaşındalar.
Ve 17 yaşındakilerin mutlu sonlara eriştiğini zannetmeyin. Onlar başlangıçlara erişir.
Notlar:
*Üç kelime, aslında yazarın kitabı bitirme şekli ancak kitabın Türkçe çevirisinde iki kelime yazıyor, sebebi bariz, "Seni seviyorum." iki kelime. Ancak Rainbow'un diğer cevaplarını çevirebilmem için üç kelime olarak bırakmam gerektiğini düşündüm. :)
**Jar Jar Binks, fanlar tarafından sevilmeyen, gereksiz görülen bir Star Wars karakteridir. Ona gönderme yapıyor.
*
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere!
Kendinize iyi bakın. :')

Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

Cress (Bir Ay Günlüğü Kitabı) - Marissa Meyer | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Cress
Özgün Adı: Cress (The Lunar Chronicles #3)
Yazar: Marissa Meyer
Sayfa Sayısı: 272
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.48
Benim Puanım: 9.1/10
Bence Cress serinin tartışmasız en iyi kitabıydı. Başta Scarlet mı bu mu diye çok düşündüm, hatta ikisini aynı kefeye koyma kararı aldım falan filan ama, Cress bir başkaydı. Başta bu hissin adını konduramasam da artık çözdüm sebebini.
Benim bu kitaplarda en çok sevdiğim şey, bu altılının dostluğu. Aşkı, savaşı, liderliği, suçları, ekşını bile bir kenara koyun. En sevdiğim sahneler hiç tartışmasız altı karakterin de bir arada olup plan yaptığı, şakalaştığı bölümler. Ne zaman birini kaybetsek, başka yere yollamak zorunda kalsak kitabın üzerinde "Haaayıır!" nidaları eşliğinde tepinmişliğim var. Ve ta-da! Altı karakterin hep birlikte olduğu ilk kitap Cress. Ama Winter? diye soruyor olabilirsiniz. Winter'la ilgili eleştirilerimi onun yorumuna saklayacağım.

Bu kitapta Cress'i -Rapunzel masalından tahmin edersiniz ki- kurtarmaya çalışıyorlar. Ki Rapunzel masalı benim Güzel ve Çirkin'den sonra en sevdiğim olabilir.

Kitabın seyri benim için beklenmedikti. Spoiler verip sizin için beklendik olmasını sağlamayacağım elbette, ancak ben sürekli Rapunzel'ı düşünüp teoriler kurarken olay benim kafamdakinden farklı -ve daha güzel- bir yere gitti.


Cress'i karakter olarak çok sevdim. Cinder ve Scarlet nispeten güçlü ve ne yapacağını bilen, daha olgun karakterlerdi. İnsan "E ama her kız böyle mi olacak..." derken karşınıza Cress çıkıyor. Yanlış anlamayın, güçlü karakterleri hep daha çok seviyorum ama bir kitaptaki her karakter güçlü olursa inandırıcılığını kaybediyor. Cress çok doğal ve çok mantıklı bir karakterdi, zaten yıllarca bir yerde kapana kısılmış bir kızın olgun ya da bir şeylerden haberdar, cesur falan olmasını bekleyemezdik. Yazar da böyle düşündüğü için çok mutlu oldum. Tatlı bir karakterdi kısacası.
Thoooorrnneee! Zaten Kaptan bana göre tüm serinin kralıydı. Hiçkimse için okunmazsa, onun için okunur tadındaydı kitaplar. Nitekim bu kitapta daha fazla Thorne almaktan hiç ama hiç şikayetçi olmadım! 
Spoiler verip daha fazlasını söylemek istiyorum ama yok, söylemeyeyim. Size de yazıktır. :D
Kitabın en güzel yerleri, söylediğim gibi herkesin bir arada olduğu yerler!
Diğer karakterler hakkında konuşmayacağım, zaten Scarlet'da hepsine değinmiştim. ^^


"Gözlerin nasıl?" diye sordu.
"Çok güzel olduklarını söylerler ama kararı sana bırakıyorum tabii."
*
"O benim alfam," diye mırıldandı kederle.
Alfa.
Cress öne eğilip dirseklerini dizlerine dayadı. "Yıldızlar gibi mi?"
"Ne yıldızı?"
Cress birden utandı ama madem konuyu açmıştı, devam edecekti. "Bir takımyıldızındaki en parlak yıldıza da alfa denir. Şey demek istediğini sandım. Yani Scarlet'ın senin en parlak yıldızın olduğunu."
*

Not: Fotoğraf bana ait, çalışmalar alıntıdır. (Yazın kendi çalışmalarımı yapıp eklemek umuduyla diyip buradan tıp fakültesine diss atmak isterim.)
Ayrıca Winter yorumu bol spoiler vereceğim bir yorum olacak, onu da belirteyim. Spoiler'sız onu nasıl yorumlarım bilmiyorum. :D
Mutlu kalın!
Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

25 Nisan 2016 Pazartesi

Scarlet (Bir Ay Günlüğü Kitabı) - Marissa Meyer | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Scarlet
Özgün Adı: Scarlet (The Lunar Chronicles #2)
Yazar: Marissa Meyer
Sayfa Sayısı: 272
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.31
Benim Puanım: 9/10

Valla 9 verdiğime ben de şaşırdım dostlar! Mevzu puan oldu mu ben biraz kıt davranıyorum. Çünkü sürekli aklıma "Ama bu kitap, bundan iyiydi. Şimdi buna 10 verirsem ona ne vereceğim, 11 mi?" diye sorular geliyor. :D O yüzden Scarlet'a 8 vermeyi bile düşündüm ama gönlüm razı gelmedi.

Bu yorumu seriyi bitirmiş bir şekilde yazıyorum, günlerdir bu seriyi okumadığım ilk gün bugün ve ben daha şimdiden seriyi özlüyorum. Berbat ruh halimin tek ilacıydı resmen. Ve bu ilaç olma kısmı Scarlet'la başlamıştı, aah ah!

Baştan şunu söylemek istiyorum: bana bu serideki en sevdiğim kitabı sorsanız, hık der kalırım. Çünkü Scarlet mıydı Cress miydi bir türlü karar veremiyorum! Scarlet mükemmel bir kitaptı ama tüm seriyi okuduktan sonra insan "Ama onda Cress yoktu..." diye ağlıyor. Ayrıca Cress bazı noktalarda Scarlet'dan daha iyi. Ama Scarlet da bazı noktalardan... Eaah işte anladınız siz! Manyaktı bu iki kitap, seçemiyorum! O yüzden Scarlet ve Cress yorumlarımda azıcık çıldırırsam mazur görün!

Scarlet'ı benim gözümde Scarlet yapan temel olay, Kırmızı Başlıklı Kız masalının nasıl başladığını, kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğunu ve bu masalın sonunu zaten biliyor oluşumuzdu. Bu noktada okumayana spoiler vermeyi hiç ama hiç istemiyorum çünkü mevzunun tadı acayip kaçar ama bence okumaya başlayıp da bunu düşünmeyen çıkmaz zaten. Hepimiz bu masalın sonunu biliyoruz! Biliyoruz işte! Ve ben bu yüzden tüm kitabı elim böğrümde okudum. Ve resmen  serinin bu kitabından itibaren gerek yazar ile, gerek Wolf ile, gerek Scarlet ile konuşmaya başladım. Samimi söylüyorum bakın, gören duyan deliyim zannederdi. Baya kitaba bakıp sesli sesli kitapla tartışıyordum. "Ne olur yapma! Gözünü sevem!" "Yok, yok, inanmam!" "Wolf! Wooolf!" "Annem biliyorum ben senin içini biliyorum yok!" "Ne olur aklımdan geçenler ollmaaasııın" Ve daha niceleri...

Bu yazının sonuna bir de spoilerlı kısım koyup bu mevzuyu devam ettireceğim ama şimdilik bunu burada kesiyorum. Yalnızca tüm kitap boyunca kendimle çeliştim ve çok gergindim, bu da kitabı canlı tuttu. Bunu demeye getiriyorum.

İnternette okuduğum yorumların çoğunda insanlar Scarlet'ı okumanın zor olduğundan bahsediyordu. Bence çok akıcıydı. Kitabı yavaş okuduğum için bu lafıma inanmayabilirsiniz tabii. Ama ben ciddi manada çökük bir ruh halindeydim ve günün yarısını boş boş takılarak geçiriyordum. Bir de sınav sonrası yapacak başka işlerim birikmişti tabii. Neyse. Fakat geçtiğimiz hafta bir gün(Çarşamba mıydı?) kitap öyle bir noktaya geldi ki elimden bırakamadım. Artık akşam yemeğine inmemişim yemekhaneye falan. Aman Allah'ım derdiniz o halimi görseniz. Ki kitabı bitirdim, yemeğe inip hemen bir şeyler atıştırdım ve yukarı çıkıp direkt Cress'e başladım. O derece.

Scarlet'ın okunması zor tek kısmı ilk 30 sayfasydı. Çünkü ben o esnada acayip derecede Cinder'ı merak ediyordum ve Scarlet'a yabancıydım. Ama sonra kızımızı tanıyıp "Badass'im benim be! Scarlet'ım benim be!" diye tezahüratlar eşliğinde sevmem çok uzun zaman almadı tabii. Tam benlik bir karakter çünküm.

Kitabın genel kurgusunu çok beğendim. Bu serinin genel özelliği zaten bu. Aman ben bunu tahmin edememiştim, ay Aman Allah'ım şoklardayım olmuyorsunuz ama kurgu yerli yerinde. Yani ben çok mantıklı buldum hikayenin ilerleyişini; karakterlere ve duruma çok uygun. Saçma sapan şeyler yok. O kısmı da ayrı sevdiriyor.

Ha ama olay şu ki ben genelde kitapları kurgudan ziyade karakterler sayesinde severim. Yani şöyle anlatayım. Kurgu çok iyi olmayabilir, saçmalamadığı sürece klişe de okurum kitabı. Ama bunun için karakterleri sevmem gerek! Kurgusu mükemmel olan bir kitabın bile önce karakterlerini sevmem gerek. Karakterler öldü mü kaldı mı umursamıyorsam neden okuyayım ki kitabı?


İşte şimdi geleyim karakterlere bu yüzden. Söyleyecek çok lafım var! Tutmayınız. (Spoiler vereceğimi sanmıyorum ama ben okumadan önce "Aman bu karakter çok komikti" "Aman bunu hiç sevmedim" falan denmesinden bile hoşlanmam, bence siz de öyleyseniz bu karakter kısmını atlayın.)

Cinder'dan başlayalım. Kolaydan başlıyorum. Şu ana dek bahsetmediğim, adının hiç geçmediği karakteri fark ettiniz mi? Birini acayip sona saklıyorum. Nihahahaha. Cinder, zaten bildiğimiz Cinder. Ben kitabı okurken farkında değildim ama şimdi geri dönüp bakıyorum da Cinder bu kitaptan itibaren harikulade bir değişime uğruyor yavaş yavaş. Bu değişim de Winter'a dek son bulmuyor. Zaten karakter gelişimi bir hikayenin en beklenilen olayı olduğu, olmadığı zaman elimiz böğrümüzde kaldığı için bu konuda yazarı çok takdir ettim. Çünkü bence yerinde bir değişimdi. Cinder pek benlik bir karakter değil, ne ilk kitaptaki hali, ne son kitaptaki hali ama buna rağmen seviyorum onu. Çünkü o değişim süreci ve arkadaşlarını ne pahasına olursa olsun koruma içgüdüsü, Kai'ye olan koruma içgüdüsü, dışlanmışlık hissi... Bunlar çok güzeldi! Çok!

Kai'de de aynı mevzu var. Kai ilk kitapta balo da balo diye Cinder'ın peşinde koşan genç bir delikanlı iken bu kitapta zor sorumlulukları olan bir İmparator. Ve ben onun o olgun olmaya çalışan, doğru kararlar almaya çalışan, tüm bunları yaparken zorlanan, zorlandığını inkar etmeyen, mütevazi, yerinde duramayan karakterine bayıldım.

Ve bana göre bu iki karakter birbirine gerçekten çok uygundu. Ne var ki ikinci kitapta ayrılar. Kai kendi içinde çelişmelerde, inanmak istiyor inanamıyor. Cinder desen balonun sonundaki Kai'nin bakışlarını unutamıyor. Bunu bana önceden söyleseniz "Öeeh o ne be öyle sıkılırım ben!" derdim. Yok, sıkmadı! Deli gibi okudum. Ayrıca bence özlem aşkı kuvvetlendirir hahaha :D

Gelelim benim Badass'im Scarlet'ıma. Yavrum bu benim ya. Kızı kendi yavrum gibi bağrıma bastım, sevdim. Kız karakterlerin içinde en sevdiğim olabilir. Kesinlikle Scarlet gibi biri değilim ama benzediğimiz çok nokta var. Bu da beni ona bir ayrı bağladı tüm seri boyunca. Ayrıca yazarın betimlemelerini çok sevdiğimi söylemiştim galiba. Haliyle karakterler, hele de Scarlet gözümde çok acayip canlandı. Resmen kafamın içinde film oynuyordu ya! Bence bu çok iyi bir başarı. Genelde böyle kitaplarda maceraya dalınıp karakterler, mekan, zaman çok ihmal edilebiliyor.

Wolf. WOLF. Allah'ım ne desem BİLMİYORUM! Wolf beni zayıf noktamdan vurdu. Wolf, kelimenin tam anlamıyla sevdiğim karakter tiplemesi. Yani gerçek hayattan bahsetmiyorum. Okumak. Okumaktan zevk aldığım karakter tiplemesi. Aşık olmasını izlemeyi sevdiğim, Allah'ım aşık olacak mı, sevecek mi, diye tırnaklarımı yediğim. Az buçuk okuma zevkimi bilenler anlayabilir zaten bu durumu. Wolf. Wolf. Hep böyle çıldırarak okudum. Tabii Scarlet'ı okurken Wolf için bir türlü karar veremiyordum. Yani... İşte diyorum ya. Sevecek mi? İyi biri mi? Nereden çıktı? Doğruları söylüyor mu? Sürekli böyle düşünüp ağzından çıkan "A" harfini bile sorguluyordum. Böyle okumak başkaları için işkencedir belki bilmiyorum. Ama ben böyle karakterleri okurken tahminler yürütmeyi, gerilmeyi, geçmişlerini düşünüp neler olmuş olabileceğini tahmin etmeyi, umutlanmayı, umutlarımın suya düşmesini, göğe çıkmasını ÇOK SEVİYORUM. Kitapla ilgili spo vermemek için başka bir şey söylemeyeceğim ama Cress yorumumda buna kaldığım yerden devam edeceğim. :D

Dırırırırırırırım. Sıra kime geldi?

Kaptan Kral Carswell Throne. Akan sular. Durur. Bu insan evladı son bir hafta içerisinde depresyonuma iyi gelen tek şey galiba.(İyi gelsin de hayali olsun be, boş verin!) Hangi sayfada Kaptan vardıysa bilin ki oraya post-it yapıştırdım. Üstelik ilk sayfasında ısınamamıştım! Şüphelenmiştim falan. Nereden çıktı bu? Başımıza iş açmasın? Ama sonra. Esprileri, hali, tavrı. Bir yerden sonra kahkaha atarken tepinerek okudum kitabı. Bu da beni Scarlet'a delicesine bağlayan başka bir unsurdu galiba. Başlarda ağır ağır okurken Wolf'un sahnelerinin ilerlemesi ve Throne karakterinin iyice açılması sonucu kitap çok şükella bir hal aldı. Biliyordum ki kitabı bırakır bırakmaz Throne'un hayaleti başımdan gidecek ve ben gülmeyi bırakıp depresyonuma geri döneceğim. Bu yüzden kitabı düşüremedim elimden. Güldürdü de güldürdü. Sevdirdi de sevdirdi kendisini şebek. Canım. Bilmiyorum, başka ne derim bilmiyorum.


Şimdi ufacık spoiler'lı bir kısım yazacağım. Kitabı okumadıysanız yıldızların arasını atlayın.

*


Wolf'a tüm kitap boyunca NE OLUR BİZE İHANET ETME diye çığırdım sanırım. Ve cidden inandım Wolf'a. Özellikle trendeki sahnelerinde bizi bırakmayacağından, Scarlet'ı koruyacağından falan çok emindim. Yine de içim içimi yiyordu. Allah'ım ne olur diye kitaba yalvarıyordum sanki kitap çoktan yazılmamış gibi. Sonunda bir bölüm "Özür dilerim" demesiyle bitince resmen kendimi attım yerlere. O nasıl bir keder. Bir yandan diyorum "Olum belki bir planı vardır bir sakin ol oku" fakat diğer yanım söz dinlemiyor. Resmen kilitlendim, böyle bakakaldım. Neyse devam ettik okumaya. Çok şükür ki umutlarımı söküp almadı benden. Çünkü ben hiç spo yememiştim. Ve Kırmızı Başlıklı Kız'da iyi kurt murt yok biliyorsunuz. Böyle resmen oturdum bu da kötü çıkacak diye bekledim. Hiçbir şey olmayacaktı. Birbirlerini sevmeyeceklerdi. Öyle olmasındı. Wolf iyi biriydi. Öyle olmalıydı.

Neyse ki yazar beni çok üzmedi. Bu hislerimi bir yere boşaltmazsam çatlayacağdım.

Domates mevzusunu çok sevdim. Çok ince düşünmüştü bence yazar. Farklıydı yani. Bilmiyorum çok mu saçma ama. :D

Bir de bunu da spo sayarak... Kai'nin aksini gösteren tüm kanıtlara rağmen Cinder'a içten içe inanmaya çalışması, bulunamadığında "rahatlayıp yüz ifadesine bunu yansıtmamaya" çalışması beni benden aldı. Zaten dediğim gibi, olgun ve sorumluluk sahibi olma çabalarını takdirle okudum. Hayran kalarak.

 *

Son olarak gelelim alıntılara!

"O kız benim tahmin edebileceğimden çok daha akıllı olduğunu ispatladı."
 Kai, ellerini saçlarında gezdirdi ve içinde parlayan hiç de beklemediği bir gurur kıvılcımını anında söndürdü.

*

"Evinde beni silahla karşıladığında," dedi, "ciddi olduğunu bilmek güzel."
(Ben de seni seviyorum Wolf.)

*

"Aptalca olan şey seni korumaya çalışmam değil. Asıl aptallık, bunun bir şeyi fark ettirebileceğine inanmam."

*

"Sadece benimle kal. Söz verdiğin gibi beni koru."

*

Haftasonu Cress ile görüşeceğiz. Ondan önce belki bir yazıyla daha çıkagelirim.
Sağlıcakla kalın!

Not: Aradaki çalışmalar tumblr alıntısı. ^^



Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

23 Nisan 2016 Cumartesi

Cinder (Bir Ay Günlüğü Kitabı) - Marissa Meyer | Kitap Yorumu


Kitap Adı: Cinder
Özgün Adı: Cinder (The Lunar Chronicles #1)
Yazar: Marissa Meyer
Sayfa Sayısı: 312
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.14
Benim Puanım: 7/10

Cinder sınav döneminde okuduğum bir kitaptı, buna rağmen akıp gitti. Çoğu zaman ders çalışırken kitapla göz göze geliyor, okumamak için direniyordum.

Söylediğim gibi genel itibariyle akıcı olsa da Cinder ilk üç kitabın içinde en durağan olanı bana göre. (Winter'ı henüz okumadım, bu yazıdan sonra başlayacağım ve dibine kadar heyecanlıyım.) Çoğu Scarlet'ı durağan ve yavaş bulsa da ben Cinder'da henüz geleceğin dünyasına da alışamamış olmanın verdiği etkiyle aralarda kayboldum. Bir de sürekli yazarın kafasının nasıl çalıştığını çözmeye çalışıyordum. Bu yüzden bence serinin en zor okunan kitabıydı ki yanlış anlamayın, Cinder bile bir şelale gibi akıyor aslında. Ben sınavdan ötürü yavaş okudum, o ayrı.

Cinder'da kafamdaki en en en büyük soru şuydu: masaldaki neredeyse her ögeye paralel bir şeyler bulan yazar, camdan ayakkabı mevzusuna ne bulacaktı? Bunu en başından beri göremediğime inanamıyorum şimdi. Yazarın masaldaki ayrıntıları Cinder'a yükleme şekli o kadar enfes ki tadından yenmiyor kitap.

Bu serinin ve Cinder'ın en güzel yanı şu olabilir: Masalları hepimiz severiz. Ancak biraz eksiktirler bir yetişkin için. Çünkü büyük küçük herkesi mutlu sonların varlığından haberdar etseler de, büyüyüp eski masalları yeniden okuyan birinin kafasına milyon tane soru takılır. İyi ama bu karakterlerin geçmişleri? Gelecekleri?

Üvey annesi Külkedisi'ne neden kötü davranırdı mesela? Neden kızkardeşleri nefret ederdi ondan? Yakışıklı Prensi Külkedisi'ni nasıl olmuştu da beğenmişti, sırf güzel olduğu için miydi? Uzar gider bu liste. Bir çocuk için önemli olan "iyi kalplilerin sonsuza dek mutlu yaşaması" olsa da bizim için öyle değildir ve Marissa Meyer bu boşlukları öyle güzel doldurmuş ve öyle güzel bir evren oluşturmuş ki ben hayran kaldım arkadaşlar.

Ayrıca Külkedisi masalında kızın o dışlanmışlığının bu kitapta Cinder'ın syborg olması gibi böyle ne bileyim, somut, daha elle tutulur bir sebebe bağlanmış olmasına da bayıldım ben.

Cinder genel olarak sevdiğim bir karakter oldu ilk kitapta. Genç olmasına rağmen yaşadığı hayatın ve syborg olmasının getirileri diyelim, bence biraz olgun. Aldığı kararlar çok saçma değil, düşündükleri de. Öyle aman aman kendimi özdeşleştirdiğim bir karakter olmasa da çok severek okudum onu ki zaten bence bir ilk kitap için bu çok önemli bir mevzu. Kitabın ana karakterlerini sevmezsem kitabı neden okuyayım değil mi, bana ne ölmüş mü kalmış mı? :D

Kai. Aaah Kai. Kai de aslında tıpkı Cinder gibi. Yanıp tutuştuğum bir karakter değil ama genç yaşına rağmen olgun olması ve onca şeyle boğuşması ve sürekli olgun olmaya çalışması beni benden aldı kitap boyunca. Ve elbette tüm kitap boyunca Kai de Cinder'ı dışlayıp bu kitabın kötü elemanı mı olacak yoksa deliler gibi bağrımıza mı basacağız çok merak ettim. Bunun cevabını kitabın sonunda alır gibi oluyoruz ama çok da çıtlatmıyor be yazar. Verir gibi oluyor ama olmuyor falan.

Zaten mevzusu da bu kitabın. Ben sanıyordum ki başlarken, tüm kitaplar kendi içlerinde. Meğer ortada tek kurgu varmış, o yüzden kitap öyle bir yerde bitiyor ki eliniz direkt Scarlet'ı aranıyor. Normalde öyle sonları sevmem, sırf diğer kitabı aldırmak için orada bitirmiş gibi gelir ama bence Cinder'ın bitmesi gereken yer tam orasıydı. Ba-yıl-dım.

Evet, Cinder için söyleyeceklerim bu kadar. Aşağı çok sevdiğim alıntı bir resim koyacağım(tumblr'dan alıntı), renksiz yazıları sevmiyorum. Bence filmi çıksa süper olur bu serinin, çünkü acayip macera bir şey, tam beyaz ekrana yaraşır türden AMA hiçbir kitabın uyarlamasını beceremedikleri için bence kalsın. Ben aklımda Marissa Meyer'ın süpersonik anlatımı sayesinde mekanları falan gayet güzel canlandırdım, dilerdim ki siz de zihnimdeki film şeritlerini izleyebilin ama yok, onlar kişiye özel. :D


Son olarak, gelsin bakalım alıntılar!

"...Bana sadece Kai diyebilirsin."
"Hayır bu hiç de uygun..."
"Bu isteğimi bir kraliyet emri haline getirttirme bana."

*

"Lütfen?"
"Neden?"
"Neden olmasın?"
"Demek istiyorum ki, neden ben?"
Kai, başparmaklarını ceplerinin yanına taktı. "Böylece kaçmak için kullandığım hava aracım bozulursa yanımda onu tamir edebilecek bir çift elim olacak."

*

"Kesinlikle olmaz. Bu tezgah için aylık kira ödüyorum ben. Prensin teki kapımda belirdi diye, öyle birden bırakıp gidecek değilim."

*

Scarlet yorumunda görüşmek üzere! ^.^
Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

9 Nisan 2016 Cumartesi

Nisan'da Neler Yapacağım?




İlk yazım ne olmalı diye çok düşündüysem de bloğumun bookstagramım gibi kitaplara özel olmasını istemediğimden genel bir yazıyla başlamak istedim. Bu yazının konusu şu, Nisan ayında neler yapmam gerek, ne yapmak istiyorum ve Mart'ı nasıl bitirdim? Biraz geç olduğunu biliyorum ama sınav yüzünden yeni aktif olabiliyorum ve bu yazıyı mutlaka yazmak istemiştim.

Bu yazıyı bir yazmamın bir de amacı var. Bu ay yapmayı planladığım her şeyi yazıyorum, aynı şekilde her ay bitimi ve başlangıcında bunu yapacağım. Böylece o ay verimli mi geçmiş, boş mu geçmiş görmüş olacağım. Bunu kendi kendime, yalnızca günlük yazarak da yapabilirim ama bu yazıyı birçok insanın okuma ihtimali beni fişekleyecektir diye düşünüyorum. (Ayrıca bu fikri Jenna Moreci'den edindim. Youtube kanalına her üç ayda bir böyle bir video ekliyor. Kadının kanalına bayılıyorum bu arada!)

Öncelikle Mart ayı benim için çok yoğun bir aydı. Dün Nöroloji Kurulunun sınavı vardı ve konu itibariyle şimdiye kadarki en zor kurulumuzdu bence. Stresten patlayıp duvarlara saçılacağımı zannettim. Neyse ki dün bitti, zaten aktif olmak için o kurulun bitmesini bekliyordum. Bir söylentiye göre üçüncü sınıfın alayı bu bitirdiğimiz kurul gibiymiş ama ne yapalım, girdik bu yola.

Mart ayı genel olarak bu sınava çalışmakla geçtiyse de üç kitap okudum; Komik Bir Hikaye, İyi Kız ve Cinder. Üçü de çok sevdiğim kitaplar olarak kitaplığımdaki yerlerini aldılar.

Nisan'ın ise daha çok dışarılarda geçmesini istiyorum. Pek gezen biri olmadım hiç ama bu sıralar sürekli dışarı çıkasım var. Okuduğum şehri hala tam olarak keşfetmiş değilim(iki yıl olmasına rağmen!), bu yüzden şehirdeki küçük, esnaf şeklindeki bütün kitapçıları ve sahafları keşfetmek istiyorum.

Nisan ayı için kocaman bir okunacaklar listem var. Muhtemelen tamamlayamayacağım ama hedefleri yüksek koymaktan yanayım. :') En çok Ay Günlüğü Serisi'ni bitirmek istiyorum ama Winter henüz elimde yok, o yüzden biraz zor gibi.

Dolunay'ı yazma işini bitirmek istiyorum ama bir türlü elim gitmiyor. Yine de bu da listede. Umarım bu ay biter. Artık veda etmem gerek hikayeme.

Bookstagram'ımla daha çok ilgilenmek istiyorum. Bilenler biliyor, Büşra ile ortak bir hesabımız vardı ve geçenlerde ayırdık. Aramız iyi maşallah ancak hesabı iki kişi kullanınca çok karışık görünüyordu. Biz de ayıralım dedik. Haliyle yeni bir hesap açtım ve şu an bomboş. Orayı şenlendirmek istiyorum.

Bloğa her hafta yazmak istiyorum. Her gün yazabileceğimi falan sanmıyorum ama her pazar bir yazı eklemek gibi bir niyetim, daha doğrusu amacım var.

Günlüğümü bitirmek istiyorum. Çok az sayfası kaldı ve bu ay "her gün tek cümle de olsa o günlüğe yazılacak!" gibi bir şey denemek istedim. Çünkü "bugün çok da bir şey olmadı ya", "pek de yazasım yok ya" diye diye aslında ileride, hatta bazen yalnızca 1 hafta sonra çok hatırlamak, bilmek isteyeceğim, hayatımda önemli yer tutacak şeyleri yazmadığımı fark ettim. Ayrıca bazen yazmayı çok uzun süre bıraktığımı. Bu yüzden kendime böyle bir savaş açtım. Bakalım galip kim olacak? 

Müzik klasörlerimi yine, yeniden düzenlemek istiyorum. Her zamanki gibi altı üstüne geldi. Telefonumdaki müzikleri de güncellemek istiyorum. Bir sürü yeni müziğim var ama güncellemeye üşendiğimden hala aynı şarkıları dinliyorum. Yine de bu madde biraz sallantıda gibi, vakit bulamayabilirim bunun için. (Müzik demişken, sizin için hazırladığım liste hoşunuza gitti mi? Bayağı karışık oldu ama dinlemeyi sevdiğim her dilden illaki bir şarkı olsun istedim. Eh tabii çoğunluğu Korece ve İngilizce aldı. Şimdi fark ettim de Japonca eklememişim. O da başka bir bahara artık.^^)

Şu an yeppudaa'da çevirdiğim diziyi(One More Happy Ending) bitirmem lazım. Sınav yüzünden dizi elcağızlarımda süründü.

İşte böyle. Aklıma başka bir şey gelmiyor. Listede ders çalışmak yok çünkü onu istesem de istemesem de yapacağım zaten. :D

Umarım yeni başladığım bu blog işinde desteklerinizi esirgemezsiniz. Camiada yeni olduğumdan pek kimseyi tanımıyorum ama tavsiye ettiğiniz bloglar varsa (özellikle kitaplar ve diziler ile ilgili olabilir!) yorum olarak bırakabilirsiniz. Kendi bloğunuz için de yorum bırakabilirsiniz elbette. Aynı şey bildiğiniz bookstagramlar için de geçerli.

Sıradaki yazım için herhangi bir fikriniz varsa da çok mutlu olurum. Kitap yorumu yapabilirim belki ama başka bir önerisi olan varsa her daim açığım.

Sevgiyle kalın!
Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım: