31 Temmuz 2017 Pazartesi

Kitapların Anatomisi

Selam! Uzun süredir bloğumda olmasam da, bir youtube kanalım var artık.
Birkaç videoyu buraya bırakmak istedim ki ilgilenenlerin gözünden kaçmasın.
Sevgiler!






Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

27 Şubat 2017 Pazartesi

Caraval - Stephanie Garber | Book Review 5/5


Caraval - Stephanie Garber

Caraval is a book that I listened to, rather than read. I would talk about the plot, but I don't want to spoil it too much, so I hope that just saying that it's about two sisters in a fantasy world will be enough for an impression.
This "Caraval" thing is actually a mysterious game. Most of this book you are in a game but you have literally no idea what is going on! Who is the good guy? Who is the bad guy? Who is on your side and who is not? Was what happened before supposed to help you or not? WHAT IS HAPPENING? You read the whole book with a bunch of questions that you find really fun and exciting. And I believe this is the best part of this amazing book.

Even though the main character Scarlett was really timid I really liked how her character changes and shows growth. I am generally the type of reader who has problems with the main character but somehow I liked this main character. Julian is kind of her companion in the book. I have no idea how I managed that, but I didn’t know if he was a wicked person or not so I felt very conflicted but at the same time I really liked him.

While reading this book, every line kept me in suspense. Scarlett and Julian generally had that chemistry which makes the reading fun.
Considering this book is the author’s debut, she describes this fantasy world so well and she creates an awesome atmosphere. Also the audiobook is read by Rebecca Soler who is amazing! The whole book comes alive through her voice. So if you like audiobooks or if you haven't tried one before, go ahead and try this one! I liked the ending of the book, because I always thought that this book was going be cliché and all my theories were going to be right but nope! I was really surprised and that is why this book touched my heart.

I totally recommend it! So go ahead and read it or listen to it!

Bye!
Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

18 Şubat 2017 Cumartesi

Sevdiğim Tüm Erkeklere Serisi | Kitap Yorumu 4.5/5

Ocak ayında okuduğum bu kitapların yorumunu birlikte girmek istiyorum. Okuduğum her kitabın yorumunu bloğa girmiyorum ama ikinci kitabı İngilizce okuduğum için merak edip arayan herkesin ulaşabileceği kolay bir yerde de bulunsun istedim. İkinci kitabın yorumu birinci kitabı okumadıysanız çok az spoiler içerebilir belki ama ilk kitabın yorumu tamamen spoilersız.



Sevdiğim Tüm Erkeklere - Jenny Han 4/5

Orijinal Adı: To All The Boys I've Loved Before
Yayınevi: Pegasus
Goodreads Puanı: 4.11

Beklediğimden yavaş bir başlangıç yapsa da olaylar açıldıktan sonra oldukça keyifli bir hale bürünen bir kitap oldu benim için Sevdiğim Tüm Erkeklere. Başlarda sahiden ağır gideceğini ve kitabı önerenler kadar çok sevmeyeceğimi düşünmüştüm ama kitap gitgide güzelleşti ve gülümseyerek hatırlayacağım bir kitap oldu sonunda.

Anneleri ölmüş üç yarı Koreli yarı Amerikan kız kardeşten ortancasının hayallerine ve aşkın kendisine aşık olmayı bırakıp sahiden var olan bir erkeğe aşık olmasını anlatıyor bu kitap diyerek toparlayabilirim kitabın konusunu sanırım.

Yazım tarzını beğendim, ne çok iyiydi ne çok kötü. Kitabın çevirisini çok beğendim; ikinci kitabı İngilizce okuyunca özellikle takdir ettim çünkü hiç yabancılık çekmedim. Sanki aynı dilden devam ediyormuşum gibi hissettim, çeviri o derece iyiydi bence.

Karakterleri sevdim ama bu yazarın karakter derinliği konusunda ufak bir sorunu olduğunu düşünüyorum. Kitap birinci ağızdan yazılmış, bu yüzden ana karakter gayet de üç boyutlu ve güzel yansıtılmış ama diğer karakterler çok iki boyutlu. Bu durum canımı en çok sıkan durum oldu sanırsam. Bu sorun ikinci kitapta çok daha azdı ama onda da vardı ne yazık ki. Bu durum kitabın genel yapısını kötü göstermiyordu çünkü yazar zaten kitap boyunca ana karakterin içsel meseleleri üzerinden gidiyor, çevrede yaşananlar sadece birer vesile. Yine de böyle olmasa daha güzel olurmuş tabii.

Tavsiyem, ikinci kitabı İngilizce okumayacaksanız çevrilene dek bekleyin. İlk kitap, tüm kitap boyunca görmeyi istediğiniz şeyi tam olarak göremeden bitiyor bence. Ama çok meraklı biri değilseniz tavsiye ederim, şimdiden alıp okuyun! <3

P.S: I Still Love You - Jenny Han  5/5

Goodreads Puanı: 4.16

Song Girls'ün ikinci kitabını ilk kitaptan sonra dayanamayıp kör olacakmış gibi hissetsem de bir çırpıda okudum. Kitap, ilkinin kaldığı yerden aynen devam ederek ve görmek istediklerimi sonunda göstererek daha en başında beni mutlu etse de ilk kitapta eleştirdiğim noktayı tam olarak düzeltmemesiyle azıcık burun kıvırmama neden oldu.

Peki neden 5 verdim? Çünkü kitap çok samimiydi!. Gerçekten, bu seri beni samimiyeti yüzünden tavladı galiba. İşin içinde ailenin büyük oranda bulunması sağlıyor olabilir bu samimiyeti, emin değilim. Çünkü çoğu gençlik kitabında aşk ön plandadır ve aile boş verilir ki ben bu durumdan hep nefret ederim. Jenny Han, bu duruma el atarak kazandı kalbimi belki de, bilmiyorum.

Yazar İngilizce okurken dahi zorlamayan, akıcı bir dil kullanmış ikinci kitapta da. Bir gençlik kitabı için birebir.

Tüm karakterleri çok, çok sevsem de ilk kitabın yorumunda dile getirdiğim "derinlik" sorununu yine gördüm bu kitapta. Kendisini daha az hissettiriyordu ve bu beni çok mutlu etti ama hala oradaydı. İlk kitaba nazaran daha olaylı bir kitaptı ikincisi, belki de bu yüzden çok ümitlendim artık Peter, Gen, John, Margot gibi karakterler daha hoş bir derinliğe bürünecek diye ama hayır... Yazar yine, en büyük payı ana karaktere ayırmış, onu anlatmış, onun içsel gelişimine tanık etmiş bizi. Böylesi de kötü değil ama biraz daha çevre odaklı olabilirmiş seri.

Bunun dışında çok, çok beğendim. Yazar aslında iki kitap planlamış ama şu an üçüncü kitabın çıkmasına birkaç ay var, çok sevinçliyim bu yüzden.

Umarım Pegasus Yayınları elini çabuk tutar da Türkçe okuyarak tadına bir kez daha varırım.

Sevgiler!
Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım:

5 Ocak 2017 Perşembe

Hayatın Kıyısında - Jennifer Niven | Kitap Yorumu 2.5/5

< Kitabı okuduysanız bu şarkıyı dinleyerek okuyun bence yazımı.
Bakalım tanıdık gelecek mi? >



Hayatın Kıyısında (All The Bright Places)
Jennifer Niven

Goodreads Puanı: 4.2/5
Benim Puanım: 5/10

Gençlik kitaplarını sevdiğimi daha önce mutlaka söylemişimdir. Gerçekten seviyorum, ciddi meseleler hakkında değil de ufak meseleler hakkında bir şeyler anlatma çabalarını ve insanı yormayan dillerini... Boş ve manasız olmayan her tür gençlik kitabını alır, okur, post-itler, tekrar okurum. Seviyorum kısaca işte.

Hayatın Kıyısında böyle kitaplardan biri, "genç yetişkin" kitabı olarak anılanlardan. Çıktığından ve tumblr'da insanları çıldırttığından bu yana çevrilsin de okuyalım diye beklediğim, spoiler almamak için bir taraflarımı yırttığım bir kitap. O kadar merak etmiştim ki ingilizce okuma teşebbüsüm bile olmuştu ama e-book olayına o zamanlar kıl olduğumdan (hala biraz kıl sayılırım) bırakıp bekleme kararı almıştım.

Konusunu bile bilmeden ama seveceğime yürekten inanarak bekledim bu kitabı.

Kitap uzun sayfalar boyunca bir türlü isimlendiremediğimiz bir rahatsızlığı olan Finch ve en yakın arkadaşı olan ablasını bir trafik kazası sonucu yeni kaybetmiş Violet'i anlatıyor. Violet için yaşamak artık anlamsız, sürekli neden burada olduğunu sorguluyor. Finch içinse yaşamak anlamlı, burada olmak önemli ama yine de ölmenin nasıl bir şey olduğunu merak ediyor. Korkmayın bunlar spoiler değil, daha ilk sayfalarda iki karakterin de bu tavırları belli zaten.

Öncelikle övgülerimi dizmek istiyorum. Sonra eleştireceğim ve neden koca bir beş puan kırdığımdan bahsedeceğim.

Kitabı sanıyorum son 60 sayfasına dek çok ama çok severek okudum. İlk yüz sayfası benim için "Ama bir yere varacak mıyız? Ne olur varalım!" diye yalvarmakla geçti. Sonraki yüz elli- iki yüz sayfayı çok severek okudum, cümleler içime işledi, post-itlerim tükendi, biraz ağladım, biraz güldüm, çığlıklar attım. Bu iki yüz sayfanın sonuna yaklaşırken "Lütfen düşündüklerim olmasın." demeye başlamıştım bile. Sonra tabii ki düşündüklerim oldu ve kitabı okurken hayatım aniden siyah beyaza döndü.

Kısacası bu övgülerim tümüyle ilk 300 sayfaya geliyor.


Öncelikle yazarın dili. Aman Allah'ım. Yanlış anlamayın, kitap okumayı çok seven biri olarak okuduğum o klasikleri, onca harika kitabı düşününce yazarın dili insana Aman Allah'ım dedirtecek bir dil değil aslında. Ama bir gençlik kitabında beklediğim dilden çok, çok yukarıda. Vermeye çalıştığı duyguları ki bence bu duygular hiç de basit duygular değildi, anlatması zordu, öyle güzel vermişti ki. Zaten alıntılar da yazacağım, merak ederseniz okuyabilirsiniz. Kısacası dili beni benden aldı, gerçekten çok sevdim.

Kurgu. Puanı kırmama neden olan mevzu dışında kurguyu da çok sevdim. Sevmediğim bazı detaylar olsa da bunların spoiler vermeye değer detaylar olduğunu düşünmüyorum.

Karakterler. Finch'i kitabın ortalarına dek çok ortalama bir karakter olarak görsem de sonra çok sevdim, çok sevdim. Neden çok sevdiğimi duygusal açıdan anlatamam ama teknik açıdan çok iyi düşünülmüş bir karakter olduğunu söyleyebilirim; yani tavırları, düşünceleri, sorunları yahut mutluluklarını yazar öylesine yazmamış sanki, hikayesine uydurmuş. Eskiden şöyle şöyle olduğu için şimdi bu çocuk böyle hissediyor diyip onunla aynı şeyleri aynen hissediyorsunuz. Aynı şeyler Violet için de geçerli. Finch'ten daha basit bir karakter olsa da onun da her şeyiyle düşünülerek, etraflıca oluşturulan bir karakter olduğuna inanıyorum. Ki kitabın varı yoğu bu iki karakter olduğu için sanıyorum bu önemli bir detay, kitabı sevmek için önemli bir sebep.

Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, genelde çok eleştiririm ama bu kitabın çevirisini beğendim. Beğendim beğenmesine ama All The Bright Places'i "Hayatın Kıyısında" diye çevirmek nedir, biri bana açıklasın. Nedir yani? Tüm O Işıltılı Diyarlar, Işıltılı Diyarlar falan diye çeviremediniz mi, olmadı mı? Üzdünüz.

Beş puanın alayını son 100 sayfadan falan kırdım söylediğim gibi. Bu yüzden tam olarak eleştiremeyeceğim spoiler vermeyeceğim bu kısımda ama şunu söyleyeyim; bazı kurgular vardır, tüm kitabı ya kurtarır ya batırırsınız. Bu son bu kitabı benim gözümde batırdı, üzgünüm. Çok başka şeyler olmalıydı, onu spoilerlı kısımda anlatacağım. Eğer kitabı okuduysanız oraya beklerim. Alıntıları yazıp spoilerlı kısımla son vereceğim yazıma.

"Rengarenksin bir rengin içinde, tüm parlaklığınla."

"Bizim evde termometreyi dilinin altına yerleştirerek ölçemediğin hiçbir rahatsızlık hastalıktan sayılmaz."

"Bu, ellerim ellerine, bacaklarım bacaklarına dönüşene kadar bedenimi bana sormaksızın ödünç almaya çalışarak sinsice tenimin altına sızan karanlığa rağmen uyanık kalma çabasıyla çektiğim acıyı andırıyordu."

"Kusurluyum ve beni kimse onaramaz. Denedim. Hala da deniyorum. Kimseyi sevemiyorum çünkü bu, sevgime karşılık verenlere haksızlık olur."

"Bir akciğer veya kan hastalığı yerine ruhsal bozukluğu olduğu için belli ki hepsinin kabullendikleri ve utanç verici gördükleri bu damgadan uzaklaşmak istiyorum. "Ben obsesif-kompülsifim." "Depresyondayım." "Jiletçiyim." diyorlardı; sanki onları tanımlayan şey bunlarmış gibi. Hele çocuğun tekinde DEHB, OKB, SKB, bipolar yetmezmiş gibi, bir tür anksiyete bozukluğu da vardı. Bense SKB'nin açılımını bile bilmiyordum. Aralarında yalnızca Theodore Finch olan bir bendim."

"Bir şarkı kalıcıysa onu içinde taşırsın."

"Gelecek belirsizdi ama bu aynı zamanda iyi bir şey de olabilirdi."

"Bazen bacı şeyler gerçek olmasa bile biz öyleymiş gibi hissederiz, Ultraviyole."

"Senin sözcüklerin de bir yerlerde yazılmayı bekliyor."


- YAZININ KALANI SPOİLER İÇERİR. -

Eveeet, gelelim fasulyenin faydalarına.

Çok kısa tutacağım bu kısmı.

Finch'in bipolar olduğunu idrak ettikten sonra kitaba resmen intihar etmemesi için yalvardım. Şayet bu kitap 30-40 yaşlarındaki insanlara hitap etseydi o zaman bu intiharın önyargıları kırmak için olduğunu kabullenebilirdim. Kitap büyüklere, ruhsal bozukluğu olan insanlara farklı davranmanın, onları damgalamanın, biraz bile garip olan insanlara kötü bir gözle bakmanın veyahut onları umursamamanın ne kadar kötü bir şey olduğunu ve ne sonuçlar doğuracağını anlatabilirdi.

Ama o yaşlardaki insanlar bu kitaba bakıp "Hah. Ergen kitabı." diyecek.

Bu kitabı 13-25 yaş aralığındaki insanlar okur diye tahmin ediyorum, hedef kitle bu. Hedef kitlenin böyle küçük yaşlar olduğu bir kitabın sonununsa böyle bitmesini reddediyorum. Bu yaştaki insanlara yapılmaması gereken yanlışları değil, yapılması gereken doğruları anlatmalısınız. Violet'in Finch'i bulması, onu çok sevdiğini söylemesi, bipolar olmasının hiçbir şeyi değiştirmediğini, onu gözlerinde farklı bir Finch haline gitirmediğini, onu bu haliyle sevdiğini ama Finch'in acı çekmesini de istemediğini söylemesi çok zor değildi. Hiç zor değildi.

Bir karakterin ölümü kitaba mana katıyorsa, kurgu için gerekliyse asla mızırdanmam.

Ama bu kitapta bu ölüm bizlere ne anlattı? Bipolarsanız iyileşemezsiniz mi? İntihara meyilliyseniz sizi kimse kurtaramaz mı? Elbet bir gün intihar edersiniz mi?

Söylediğim gibi, bu tamamen okuyucu kitlesiyle alakalı bir şey. Gençlerin zaten ruhsal bozukluklara yeteri kadar eğilimli oldukları ve ihmal edildikleri günümüzde onlara bu korkunç gerçekliği anlatmaya değil, umudu ve çıkar yolları anlatmaya gerek olduğuna inanıyorum.

Bu yüzden kitabın sonu benim için bir anda her şeyi anlamsız kıldı. Bir anda.

Beş puanın belki de dördünü sırf son yüzünden kırdım diyebilirsiniz.

İşte böyle... 2017'nin ilk kitabı kalbimi parçalara ayırdı, kırdı geçirdi.

Ama keşke böyle bitmeseydi.

Sizi seviyorum, görüşmek üzere.

Güzelmiş Bu Paylaşmak Lazım: